(Source: eskiesvaplarim)
belleruche konser afişini ilk kez kaldırımda yürürken gördüğüm zaman, hayatımın en mutlu anlarından biriydi. kemal gibi bilmiyor da değildim, biliyordum. benim için özel bir grubun konserinden, böyle alelade bir biçimde, sokakta aylak aylak gezerken haberdar olmak tuhafıma gitmedi değil. son on yıldaki konser haberlerini çoğunlukla internet aracılığıyla duymaya alışık olduğumuz için, aklım bir an ortaokul ve lise dönemlerinde, şehrin duvarlarından heyecanla öğrendiğimiz konserlere gitti. böyle bir anı yaşamayı özlemişim. hele hele söz konusu belleruche olunca, o an benim için daha da unutulmaz oldu.
bugüne kadar üç albümleri olan londralı üçlü, özellikle 2007 tarihli ilk albümleri “turntable soul music” ile elektronik underground ortamlarına taze bir nefes olmuştu. soul ve swing sampleları, keskin turntable beatleri, pek bir acayip gitarları, kathrin’in harika soul soslu vokalinin çoğu zaman hareketli bazen de sakin ama kesinlikle büyülü bir karışımıydı çıkardıkları sesler. Elektronik müziğin karmaşık değil, basit ve sade tarafından gönüllere seslenmişlerdi. ilk albümden sonra hayranlarını da hiç bekletmeyerek, 2008’de “the express”i ve 2010’da “270 stories”i yayınladılar. son albümleri “rollerchain”i bugünlerde çıkartan grup, bu albüm ile daha önceki albümlerinin enerjisine kıyasla daha karanlık ve daha deneysel işlere yöneldiğini de kanıtlamış oldu.

son albümlerinin heyecanıyla avrupa turnesine çıkan grubun ilk konseriydi mannheim. konsere son albümden bir şarkı ile değil de, mükemmel bir açılış şarkısı olan “northern girls” ile başladılar. ardından seyircinin de affına sığınarak son albümden, klibi daha önce yayınlanan “stormbird” dışında, pek de bilinmeyen yeni şarkılarla devam ettiler. daha önce dinlemediği şarkıları konserlerde dinlemekten haz etmeyen biri olarak, konserden pek zevk almayacağım önyargısını taşıyordum. bu önyargıyı ilk kıran grup belleruche oldu ve şarkıları ilk defa duymama rağmen, ilk dinleyişte bayıldım. özellikle, sahnede iki bas gitar ile çalınan şarkılar ve kathrin’in vokalindeki tuhaf efektler gibi deneysel işleri çok beğendim. üçüncü albümde biraz sıkıcı olmaya başlamışlardı ki, sahnedeki müthiş performanslarına ve yeni şarkılarına tanık oldukça, konseri sırıtarak izlemek durumunda kaldım. sahnede birlikteyken üçünün de tarif edilemez bir iletişimi var. gitarist ricky sakin şarkılarda bile, afacan bir çocuk gibi hoplayıp zıpladı. dj modest bir ara setup’ını hareket etmekten devirecek, üzerine çıkıp tepinecek diye korktum (kathrin’in ise sahnedeyken nasıl bir hava yarattığı konusuna hiç girmiyorum zira o ayrı bir yazı konusu olacak kadar önemli, uzun ve kişisel olarak özel bir konu. özet geçecek olursam, bana göre kathrin, sahnedeyken hem sesiyle hem de ruhuyla en çekici şarkı söyleyen kadın). son albümden hemen hemen bütün şarkılarını çaldılar. bir kere bise geldiler ve grubun klasiklerinden “minor swing”i çalıp konseri bitirdiler.

konser biter bitmez, bir masanın başına geçip yeni albümlerini satmaya başladılar. sanırım çekirdek kadro ile yani tek başlarına turneye çıkıyorlar. çünkü ne konser başında ne de sonrasında, onlara yardım eden birilerini gördüm; ilginçti. imzalı albümümü alıp, ricky ile yeni albümlerinden, turneden, istanbul’dan, marsilya’dan, londra’dan ayak üstü laflayıp, üstüne bir de hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra bu kadar samimiyet bünyeyi bozar dedim kendi kendime. umarım onları bir daha ki sefere, soğuk bir şehrin donuk insanlarının geldiği büyük bir konser salonunda değil de, londra’nın ufak ve samimi bir underground barında bir gece yakalarım diye de dua ettim, eve doğru keyifle yürürken.

Akşam olacak, gece yine eşikte durup yalandan birkaç kez öksürecek. Anneler, güzel bir şeyi, olmasını istedikleri bir şeyi sabırsızlıkla bekleyen çocuklarını, “Yatacağız, kalkacağız, yatacağız, kalkacağız…” diye avuturken çıplak gerçeği söylemiş olacaklar.
Ve ben bir adım atarak korkuluğa yaklaşacağım, saçlarımı balkondan sarkıtacağım, kendimi boşluğa bırakacağım. Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa, aşağıdaki insanları gösterip, bir süre yere paralel gittikten sonra onlara anlayamayacakları şeyler anlattım, diyeceğim. Öyle olsun. “
"B.Bıçakçı - Öyle Olsun